KOCA MİMAR SİNAN

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren şekillenen ve dönem dönem değişikliklere uğrayan Osmanlı mimari yapısı, bilhassa Mimar Sinan döneminde inşa edilen eşsiz eserlerle sanat tarihine adını altın harflerle yazdırmıştır.

Osmanlı mimari yapısı genel hatları itibariyle kullanışlı, zarif ve heybetlidir. Bu dönemi beş safhaya ayrılmaktadır. Bunlar “Erken Osmanlı Dönemi”, “Lale Devri” (1703-1757), “Barok Dönemi” (1757-1808), “İmparatorluk Dönemi” (1808-1876) ve “Son Dönem” (1876-1922) dir.

Mimaride en dikkat çekici yapılar camiiler olmuştur. Camiiler yapısında zarif, sade, çini, mermer, tahta üzerine özenli nakış süslemeler bulunmaktadır. Türk sanat ve mimarlık tarihinin tanınmış isimlerinden Prof. Doğan Kuban’a göre, Türkler Bizans mimarisinden de, Anadolu mimarisi ve İran mimarisinden de etkilenmiştir. Osmanlı döneminde çeşitli evrelerde değişik mimariler sergilenmiştir. Selçuklu zamanında farklı camiiler yapılmıştır. Osmanlı 14. yy’da başka, 15. yy’da başka, 16. yy Süleyman zamanında başka yapmıştır. 18 yy da ise Avrupa farklı yapmaya başlayınca Osmanlı; Nuruosmaniye’yi yapmıştır. 19. yy’a gelince onu da beğenmeyerek Dolmabahçe Camiini yapmıştır.

Prof. Kuban sözlerinin devamında Osmanlı mimarisinin gelişmesi ve yapısının sağlam olmasında ki faktör asırlara dayanan tecrübesidir. Bunun sağlanabilmesi için çok uzun zaman gerektiği ve Mimar Sinan’ın da tarihten aldığı derslerle bu noktaya gelmiş olduğunu vurgulamıştır.

Osmanlı klasik döneminin en önemli özelliği olarak mimarisi göze çarpmaktadır. O dönemde Mimarın başlıca amaçlarından biri işlevselliği kapatmayacak ölçüde sanat yönü olan yapılar inşa etmektir. Batılılaşma döneminde ise, yani Lale Devri ve Tanzimat dönemlerinde Osmanlı mimarisinde Batı’nın etkisiyle değişikliklerin yaşandığı görülmektedir.

Türk sanat tarihinin en büyük mimarlarından biri kabul edilen Mimar Sinan Osmanlı Devletine tam kırk yıl hizmette bulunmuş sayısı hesaplanamayan birbirinden değerli eserleri miras olarak bugünlere kadar kalmasını sağlamıştır. Mimar Sinan’ın İstanbul’da ki en önemli eseri 1550-1557 tarihleri arasında, kendisinin tabiriyle “kalfalık döneminde” yapmış olduğu Süleymaniye Camiidir. “Ustalık eserim” olarak nitelendirdiği eser ise Edirne’de ki Selimiye Camiidir. Ayrıca Sinan 1573 yılında Ayasofya Camiinin kubbesini onararak eserin bugünlere kadar sağlıklı olarak gelmesini sağlamıştır.

Mimar Sinan eserlerinde depreme karşı önlemlerde düşünmüştür. Bu tedbirlerden biri temelde kullanılan taban harcıdır. Yalnızca Sinan’ın eserlerinde görülebilen harç vasıtasıyla deprem dalgaları emilir, etkisiz hale gelirdi. Zeminin sağlamlaşması içinde kazıklarla toprağa sıkıştırılmış dayanak duvar inşa ettirmiştir. Örneğin, Süleymaniye Camiinin temelini altı yıl bekletmesi, temelin zemine tam oturmasını sağlamak sebebiyleydi. Tüm bunların yanında Mimar Sinan eserlerinde drenaj adı verilen kanalizasyon sistemi kurmuştur. Bu sistem ile yapının temelinin sulardan ve nemden korunarak daha dayanıklı kalabilmesi hesap edilmiştir. Ayrıca yapının içinde ki rutubet ve nemi dışarı atarak soğuk ve sıcak hava dengelerini sağlayan hava kanalları kullanılmıştır. Bunlara ek olarak yazın toprağın ve suyun ısınmasından sebeple oluşan buharın yapının temelini girmemesi için tahliye kanalları da kullanılmıştır.

Mimar Sinan yapılarında gerçekleştirmiş olduğu deneyler ve sağladığı yeniliklerle Osmanlı-Türk mimarlığının birleşim sürecini tamamlayarak arayış aşamasından klasik döneme geçişini sağlamıştır. Baş mimar Anadolu ve Akdeniz kültürlerine sahip çıkarak 84 cami, 52 mescit, 57 medrese, 7 okul ve darülkurra, 22 türbe, 17 imaret, ve 3 darüşşifa, 7 su yolu kemeri, 8 köprü, 20 kervansaray, 35 köşk ve saray, 6 ambar ve mahzen, 48 hamam inşa etmiştir.

O zamanın Avrupa’sında Roma’da yapımı 160 yıl süren San Pietro Katedrali ve Londra’da 40 yılda tamamlanan St. Paul’s Katedrali göz önünde bulundurulduğunda, Sinan tarafından Süleymaniye Külliyesini 7, Edirne’de ki Selimiye Camiini 6 yılda bitirmiş olması, Osmanlı mimarisinin ne denli gelişim süreci içinde olmuş olduğunun kanıtıdır.

Günümüz mimarisiyle karşılaştırdığımızda Osmanlı dönemi sanat ve mimari özelliklerinin daha zarif, heybetli ve bir o kadar da sade olduğunu fark edebiliyoruz. Özellikle “mimarların hocası” Mimar Sinan’ın yapmış olduğu eserlerde ki matematik hesabı ve mantık işleyişi teknoloji her ne kadar ilerlemiş olsa da bu tarihi yapıların seviyesine erişememektedir. O halde eşsiz eserlerle vücut bulan Osmanlı sanat ve mimari tarihini özenle incelemek ve dünyaya tanıtmak şüphesiz kültürel mirasımızın hak ettiği değere ulaşmasına büyük katkı sağlayacaktır.

 

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ve bizim bugün özgür ve refah içerisinde topraklarımızda yaşamamıza vesile olan başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

Yorum Yaz